Madde
482 -
(Değişik: 11/5/1988 -
3445/5. md.) Her kim, toplu veya
dağınık ikiden ziyade kimse ile
ihtilat ederek her ne suretle olursa
olsun bir kimsenin namus veya şöhret
veya vakar ve haysiyetine taarruz eylerse
üç aya kadar hapis ve ellibin
liradan beşyüzbin liraya kadar ağır
para cezasiyle mahküm olur.
Bu fiil, kendisine tecavüz olunan kimse
yalnız olsa bile huzurunda yahut
kendisine hitap edilen veya hitap
edildiği anlaşılan telgraf, telefon,
mektup, resim veya herhangi bir yazı
vasıtasıyle işlenirse, failin
göreceği ceza onbeş günden
dört aya kadar hapis ve yüzbin liradan
birmilyon liraya kadar ağır para
cezasıdır.
Kendisine tecavüz olunan kimsenin
huzuriyle beraber alenen vaki olursa ceza
bir aydan altı aya kadar hapis
ve yüzellibin liradan
birmilyonbeşyüzbin liraya kadar ağır
para cezasıdır.
Fiil, 480 inci maddenin dördüncü
fıkrasında beyan olunan vasıtalardan
biriyle işlenirse failin göreceği ceza
üç aydan bir seneye kadar hapis
ve ikimilyon liradan onbeşmilyon liraya
kadar ağır para cezasıdır. |
TCK 482/1 GIYAPTA
SÖVME(İHTİLAT) SUÇU:
üÖnödemeye tabidir.
üSanığın :
1-Mağdurun
bulunmadığı bir ortamda ,
2-Enaz üç
kişinin huzurunda (ihtilat)
müştekiye küfür ve hakaret etmesi ile suç
tamamlanır.
ü Bu
kişilerin bir arada bulunması yada aynı anda
öğrenmeleri şart değildir.Sadece
farik-mümeyyiz olması yeterlidir. Ayrıca
sanığın bu üç kişiye bizzat söylemesi ve
aynı hakaret içeren sözleri sarfetmesi ihtilat
unsuru için yeterlidir.
üİhtilat unsurunda
aleniyet aranmaz.
üMektup ile de ihtilat
oluşabilir,ancak bu mektubun enaz üç kişiye
yada tüzel kişiliğe ayrı ayrı gönderilmesi
gerekir.(Kanımca
E-mail yolu ile de en az üç kişiye ayrı ayrı
gönderilir ise suç oluşur)
TCK 482/2 ALENİ OLMAYAN
SÖVME SUÇU:
Bu
fıkrada ki suç iki şekilde işlenebilir:
1- Sanığın ,
mağdurun huzurunda sövmesidir. Bu
suçun oluşması için:
a- Mağdurdan başka kişi yada
kişilerin bulunması şart değildir ve sayısı
da önemli değildir. yani sadece olay yerinde
mağdur ve sanık var ise başka kişiler
olmasada suç oluşabilir , (ancak
sanığın suçunu bu durumda kabul etmesi
gerekir, diğer türlü hakimin , gerekçesinde ,
müştekinin iddiasını , sanık savunmasına
üstün kılan sebebini mutlaka
tartışmalıdır, ancak bu çoğu zaman mümkün
olmadığı için sanığın inkarı durumunda
başka da delil yok ise" müşteki iddiası
dışında başka delil elde edilemediğinden
sanığın delil yetersizliğinden
beraatine"... diye karar verilmesi gerekir,
çünkü şu kural asla unutulmamalıdır,
şüpheden mağdur değil sanık yararlanır.)
yüz yüze
hakaret şart değildir, örneğin iş yerleri
bitişik olan ve sadece arada duvar bulunan
sanığın müştekinin rahatlıkla dükkanından
duyabileceği şekilde hakaret etmesi de huzurda
hakaret kabul edilmelidir.
b- Aleniyet unsuru
oluşmamalıdır.(eğer varsa TCK 482/3 olur.) mağdurun kulağının
ağır işitmesinin önemi yoktur.
2- Telefon-Telgraf-mektup
gibi yazılar vasıtası ile hakaret.Telefonla
hakaret söz konusu ise :
a-sanık tarafından bizzat hakaretin yapılması
gerekir.
b-Mektup ile hakaret edilmiş ise yazının
sanık tarafından yazıldığı ve kendi el
ürünü olduğu kesin olarak belirlenmelidir.
TCK 482/3 ALENİ SÖVME
SUÇU:
üMağdurun bulunduğu
yerden işitilen sözler huzurda işlenmiş
sayılır. Huzurda sövme ile alenen sövme
arasında ki tek fark aleniyet
unsurudur. Yani huzurda sövme suçunda aleniyet
var ise TCK 482/3 yok ise TCK 482/2 olur.
üO halde
"aleniyet" nedir ?
üKalabalık bir kimsenin
hakaret içeren sözleri duyabilme imkanı
halidir, diğer bir ifade ile bir çok kişinin
duyabileceği surette ve yerde sanığın hakaret
etmesidir. bu şartlar altında bir kişinin de
duyması yeterlidir. (gözübüyük)
üAncak bu tanımı da
Umumilik unsuru ile karıştırmamak gerekir.
umuma açık her yer aleni olmasına karşın her
aleni yeri umuma açık kabul etmek mümkün
değildir. İşin doğrusu aleniyet-ihtilat-
umumilik ve huzurda sövme kavramları her zaman
somut ve sınırları belirli bir şekilde ayıt
etmek mümkün olmadığı gibi Yargıtay
Daireleri arasında da ortak ve spesifik bir
ayrım yada tanım yoktur. eğer olay yeri
konusunda şüphe var ise Doktrin ve
İçtihatların ışığı altında olay
mahallinde mutlaka keşif yapılmalı ve aleniyet
unsurunun ne şekilde var olduğu yada
olmadığı konusunun gerekçede mutlaka
tartışılması gerekir, objektif hukuk
açısından aleniyetin varlığı gerçekten
tartışmalı ise ve tartışılmadan karar
verilmiş ise bu kararın Yargıtay dan bozularak
dönmeye aday olduğu unutulmamalıdır. bir çok
karalar "... aleniyet unsurunun ne şekilde
oluştuğu gerekirse mahallinde keşif yapılıp
kararda tartışılmadan mahkumiyet kararı
verilmesi bozma nedenidir..." gerekçesi ile
bozulduğu unutulmamalıdır.
ü
Önemli: yukarıda anlattığım
üzere aleniyet unsurunun belirlenmesinde kesin
ve somut ayrımlar olmadığı için neresi aleni
neresi değil şeklinde örnek vermekten
kaçınıyorum, çünkü bir içtihatta aleni
kabul edilen yer başka bir içtihatta ve
dairelere görede aleni kabul edilmemektedir. her
olayın oluş biçimine göre Yargıtay'ın ve
Doktrinde ki genel açıklamalara göre
değerlendirilmesine fayda olduğunu
düşünüyorum.
TCK 485/1. Fıkra :
| Madde
485/1
- Kendisine
tecavüz olunan şahıs 480 ve 482 nci
maddelerde yazılı cürümlere kendi
haksız hareketiyle sebebiyet
vermiş ise failin cezası üçte birden
üçte ikiye kadar azaltılır. |
üÖzel bir
tahrik maddesidir. Bu nedenle TCK 51. maddesinin
uygulanması mümkün değildir.
üYapılan haksız hareket
üzerine sanığın vaki tahkirinin haksız
hareketi yapan kişiye yönelik olması gerekir.
Tahkir başkasına yönelik olursa TCK 485/1
uygulanamaz.
ü Hareketin tahkir
niteliği taşıması gerekir. Örneğin mağdurun
kasten gürültü çıkarması ve sanığı
rahatsız etmesi, balkondan halı çırpması
suretiyle sanığın evini kirletmesi,sanığın
parasını ödemesine rağmen mağdurun aracın
yada taşınmazın devrine yanaşmaması,
aracını çizmesi, müştekinin sanığa olan
borcunu ödememesi v.b. haksız hareketlerin ilk önce
mağdurdan gelmesi gerekir.
üÖnemli: Haksız
hareketin şiddet içermemesi gerekir, sanığın
vücuduna yönelik bir şiddet var ise TCK 485/
son uygulanmalıdır.
üHaksız hareketi ile
sövme suçuna muhatap olan kişi memur ise TCK
272 ve 485/1 maddesi uygulanmalıdır.
Madde Tayini (Madde-i
Mahsusa) nedir?
İsterseniz bu tanımı başka bir açıklamaya
gerek olmadan CGK kararı ile açıklamakla
yetinelim:
Madde tayini sureti ile hakaret,bir kimseye belli
bir fiil tayin ve isnat dilerek şeref ve
haysiyetine tecavüzde bulunulmasıdır. Suçun
gerçekleşmesi için mağdura yüklenen fiilin
belirli olması şarttır. Fiilin muayyen
sayılabilmesi için şahsa,şekle,konuya, yere
ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş
olmalıdır. Bu unsurlarının tamamının
birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin
isnat edilen fiili belirleyecek açıklıkta
olması yeterlidir. çoğu zaman isnat edilen
vakıanın hangi zaman ve yerde meydana
geldiğinin belirtilmesi ,madde tayini suretiyle
hakaret suçunun oluşması için yeterlidir.
Tarafların sosyal durumları , sözlerin
söylendiği yer ve söyleniş şekli ,
söylenmeden önce ki olaylar nazara alınarak
suç vasfı tayin olunmalıdır. Dava konusu
olayda "yediniz yediniz kızımı
bulamadınız" sözlerinde yer , zaman ve
şahıs belirtilmemiştir. Ne zaman , nerede
,nasıl ,kimden ne şekilde çıkar
sağlandığı söylenmemiş , belirli somut bir
isnad edilmemiştir. Soyut olarak söylenen bu
sözlerin madde tayini suretiyle hakaret suçunu
oluşturduğu kabul edilemez. (CGK.
23.11.1992-283-306)
|