ÖZET : Sanığın
haksız olarak ele geçirdiği bir başkasına ait kart ve
şifreyi kullanarak bir bankanın iki farklı şubesindeki ATM
makinesinden para çekip hukuka aykırı yarar sağlaması
eylemi, TCY.nın 493/2. madde ve fıkrasındaki suçu değil
aynı Yasanın 525/b-2. madde ve fıkrasında düzenlenen,
bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak
hukuka aykırı yarar sağlamak suçunu oluşturur.
DAVA : Sanığın
TCY.nın 493/2, 522 ve 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 9 ay hapis
cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ( Kadıköy ikinci Ağır
Ceza Mahkemesi )nin 8.9.2000 gün ve 132/215 sayılı hükmü sanık
vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay
Altıncı Ceza Dairesince 22.1.2001 gün ve 110/56 sayı ile
tebliğnamedeki isteme aykırı olarak onanmıştır. Yargıtay
C. Başsavcılığı ise 18.2.2001 gün ve 165472 sayı ile;
"Sanığın şikayetçi adına gönderilen kredi kartı ile
şifresini haksız bir şekilde ele geçirerek Y... Bankasının
ATM'sinden 600 milyon lira çekmesi şeklinde gelişen olayın,
hemen aynısı sayılabilecek benzer olay yargılama konusu
olmuş ve Başsavcılığımızın itiraz başvurusu üzerine
Ceza Genel Kurulu 11.4.2000 gün ve 6-62-72 sayılı kararı ile
"sanığın haksız olarak ele geçirdiği bir başkasına
ait kart ve şifreyi kullanarak bir bankanın üç farklı
şubesindeki ATM makinesinden para çekip haksız mal edinme
eylemi TCK.nun 493/2. madde ve fıkrasındaki suçu değil aynı
Yasanın 525/b-2. madde ve fıkrasında düzenlenen suçu oluşturduğundan
Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının kabulüne karar
verilmelidir." şeklinde içtihat etmiştir. İtiraza konu
olayımızda sanık müştekiye ait banka kredi kartını haksız
olarak ele geçirmiş, şifresini de öğrenerek Y... Bankasına
ait ATM'den para çekmiştir. Dolayısıyla da bilgileri otomatik
olarak işleme tâbi tutmuş bir sistemi kullanarak kendisi
lehine hukuka aykırı yarar sağlamıştır.
Sanığın TCK.nun
525/b-2, 59. maddeleri yerine TCK.nun 493/2, 522, 59. maddeleri
gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi bu nedenle
yasaya aykırıdır." düşüncesiyle itiraz yasa yoluna başvurarak,
Özel Daire onama kararının kaldırılıp Yerel Mahkeme
kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir. Dosya
Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca
okundu, gereği konuşulup düşünüldü. Y... Bankasının
Ciftehavuzlar şubesindeki ATM'nin, kart konulan bölümüne
önceden kağıt yerleştiren sanığın, işlem yapmak isteyen
şikayetçinin kartının sıkışmasını sağlayıp, böylelikle
sistemle iletişimi ve işleme geçilmesini engellediği,
yardımcı olmak bahanesiyle Kredi Kartları Merkezini arıyor
izlenimi verip önceden anlaştığı arkadaşını cep telefonu
ile arayarak şikayetçi ile görüşmesini sağladı, kartını
geri alabilmek, olmazsa kartın kullanımını iptal ettirebilmek
umuduyla görüşen şiayetçiye banka görevlisi gibi davranan
arkadaşının yaptırdığı şifre kodlama işlemi sırasında
şikayetçinin şifresini öğrendiği, onun ayrılmasından
sonra da kredi kartını yuvadan çıkartıp Y... Bankasının
anlaşmalı olduğu P...'ın iki ayrı şubesindeki ATM'lerinden
farklı tarihlerde toplam altıyüz milyon lira nakit kredi
çektiği dosyadaki belge ve kanıtlardan anlaşılmaktadır. Bu
oluşa göre, Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı
arasındaki görüş uyuşmazlığı suç vasfının belirlenmesi
noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümlenmesinde
sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle
bilgisayar suçluluğunun tarihsel gelişimi ile Ceza
Yasamızdaki konuya ilişkin düzenleme üzerinde durulmalı,
sonra da sistemin işleyiş biçimi ile öğretideki görüşler
ele alınıp birlikte değerlendirilmelidir. Bilgisayar
kullanımının ağırlıklı olarak ekonomi alanına girmesi
nedeniyle Amerika'da 1960'lı, Avrupa'da ise 1970'li yıllarda
kuramsal ve uygulama boyutlarında ( bilgisayar suçları ) ile
ilgilenilmeye başlanmış, birçok devlet iç hukuklarında bu
konuya ilişkin yasal düzenlemeler yapmış, ancak gelişen
teknoloji ve konunun karmaşıklığı karşısında düzenleme
biçiminde ortak bir sisteme ulaşılamamışsa da, başlıca 2
sistem izlendiği görülmektedir. Bunların birincisinde,
bilgisayar suçları koruduğu hukuki yarar itibariyle,
geleneksel suç tipi olarak tanımlanan ( örneğin;
hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik ve nas-ı ızrar
gibi ) belirli suç tiplerinden hangisiyle benzeşiyorsa, o
geleneksel suç tipleriyle aynı bölüme yerleştirilmiştir.
Başka bir deyişle,
bilgisayarla işlenen dolandırıcılık suçu geleneksel dolandırıcılık
suçu ile, bilgisayarla işlenen sahtecilik suçu ise geleneksel
sahtecilik suçları ile aynı bölümde düzenlenmiştir.
İkinci sistemde ise, hızla gelişen sibernetik evrimi dikkate
alınmış, bilgisayar yoluyla yahut bilgisayara karşı gerçekleştirilen
ve zaman içinde sayı ve nitelik olarak geliştiği ve önceden
öngörülmesi zor biçimde çeşitlendiği görülen hukuka aykırılık
yöntemleri de göz önünde tutularak, bilgisayar suçlarının
geleneksel suç tiplerinden bağımsız ve tamamen ayrı suç
tiplerini oluşturduğu kabul edilmiş, bunların ayrı yasalarda
yahut ana kod niteliğindeki genel ceza yasalarında, ancak
geleneksel suç tiplerinden farklı bölümlerde düzenlenmesi
yoluna gidilmiştir. İkinci sistemden etkilenen Ceza Yasamıza,
14.6.1991 tarihinde yürürlüğe giren 3756 sayılı Yasa ile
525. maddeden sonra gelmek üzere "BİLİŞİM Alanında Suçlar"
başlıklı onbirinci bab eklenmiş olup, bu husus Yasanın gerekçesinde
"suçların uygulamada kolaylık sağlamak üzere ayrı bir
bölümde toplanması tercih edilmiştir" şeklinde açıklanmıştır.
Ceza Yasamızın bu bab'da yer alan 525 a maddesinde program veri
ve diğer unsurları hukuka aykırı olarak ele geçirmek, bunları
başkasına zarar vermek amacıyla nakil ve çoğaltmak, 525 c
maddesinde sahte bir belgeyi oluşturmak amacıyla sisteme veri
veya unsur yerleştirmek yahut var olan veri veya unsuru tahrif
etmek, tahrif edilmiş olduğunu bilerek kullanmak, 525 b
maddesinin birinci fıkrasında başkasına zarar vermek veya
kendisi yada başkasına yarar sağlamak amacıyla sistemi veya
verileri tahrip etmek, sistemin işlemesine engel olmak Veya
yanlış işlemesini sağlamak, konumuzu ilgilendiren ikinci
fıkrasında ise; bilgileri otomatik işleme tâbi tutmuş bir
sistemi kullanarak kendisi veya başkası lehine hukuka aykırı
yarar sağlamak eylemleri cezai yaptırım altına
alınmıştır. TCY.nın geleneksel nitelikli hırsızlık suçuna
ilişkin 493/2. maddesinde de taklit anahtar, sair alet veya
sahibinin terk ettiği veya kaybettiği anahtarı elde ederek
yahut haksız yere elde bulundurulan asıl anahtarla bir kilidin
açılması suretiyle hırsızlık suçunun işlenmesi yaptırım
alma ve öğretide bir kilidi açan her türlü aletin (
görünümü ve özelliği ne olursa olsun ) sair alet olarak
değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Kısaca ATM
olarak da adlandırılan Automated Teller Machine sistemi ise,
önceleri yalnızca hafta sonları ve bankaların kapalı olduğu
zamanlarda kişilerin para çekmelerini sağlamak üzere
tasarlanmış "otomatik vezne" olarak adlandırılan
bir makine iken, teknolojik gelişmelere paralel olarak günümüzde
bankacılık faliyetlerinin hemen tümünün gerçekleştirilesine
olanak sağlayan, ana sisteme bağlı ve çok geniş bir alana
yayılmış olan bilgi işlem biriminin parçası haline
gelmiştir.
Öyle ki, ATM'ler
aracılığıyla onun bağlı bulunduğu sisteme ulaşılarak döviz,
fon, hisse senedi, devlet tahvili, bono, kıymetli maden alım
satımı, repo, havale ve virman işlemleri mevduat ve yatırım
hesaplarının sorgulanması ve hesaplar arası aktarım ile
kredi kullanımı v.b bankacılık işlemleri yapılabilmektedir.
Sistemin işleyiş biçimine gelince, teknolojideki gelişmelere
paralel olarak karta ihtiyaç göstermeyen, örneğin banka
mudisi, müşterisi veya kredi sözleşmesinin tarafı olan
kişinin ekrana dokundurduğu parmağının izini yahut onu
diğer insanlardan ayıran ses ve göz özelliklerini tespit
ederek sistemin merkezine aktaran, sistemin tanıyarak
algılaması sonrasında yine sistemce verilen uygun komutlar ve
izin doğrultusunda sisteme giriş ve işlem olanağı sağlayan
ATM tasarımlarının geliştirilmeye çalışıldığı
bilinmektedir. Ancak günümüzde yaygın olup ülkemizde de
kullanılan tasarım modelinde ATM'lerin kullanılabilmesi için
iki unsura ihtiyaç vardır. Bunlardan biri kart diğeri
kullanıcı şifresidir. Bu iki araca sahip olmadan, bir bilgi
işlem biriminin parçası olan ve ana sisteme bağlı bulunan
ATM makinelerini kullanma olanağı yoktur. Belirtilen karta
sahip olup, önceden sisteme tanıtılmış olan şifreyi de
bilen kişi, kartı makineye takıp şifreyi kodlayarak işlem sürecini
başlatabilir. Ancak, kartı elinde bulunduran kişinin makine
vasıtasıyla sisteme verdiği komutların yerine getirilebilmesi
için ana kumanda merkezinin de bu komutları onaylaması
gerekmektedir. Örneğin nakit para çekilmek istendiğinde
hesapta para yoksa veya günlük çekme limiti dolmuş yada
herhangi bir nedenle hesap ana merkez tarafından kullanıma
kapatılmışsa, komut onaylanmayacağından işlem yapılamaz.
Bu olgu da gösteriyor ki ATM makineleri bilgileri otomatik işleme
tabi tutmuş bir sistemin ünitesidir. Yine, sistemi harekete
geçirmede kullanılan kartların geleneksel hırsızlık suçlan
bakımından "sair alet" olarak kabul edilmesi de
olanaklı değildir.
Gelişen teknoloji
ürünü olsalar da bu kartlar şifre olmadan kullanılamazlar,
diğer bir söylemle sistemi tek başına harekete geçiremezler.
Sistem harekete geçirilemeden bundan bir yarar sağlanması da söz
konusu edilemez. Burada bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş
bir sistemi harekete geçirebilen kartlar ile belirli bir yere
girilmesi için kullanlan diğer kartların, fonksiyonları
itibariyle yek diğerine benzemediği de belirtilmelidir. Ayrıca
anahtar benzeri sair bir aletten söz edebilmek için mantıken
bir kilidin de bulunması gereklidir. Bu bakımdan da ATM
makinelerinde kullanılan kartları sair alet olarak saymaya
olanak yoktur. Konu öğretide de incelenmiş, Prof. A. Önder,
suç tipleri bakımından herhangi bir ayrım yapılmadan,
bilgisayar sisteminin kullanılması ile mal varlığına karşı
işlenen suçların TCY. nın 525 b maddesi hükmü ile yaptırım
altına alındığını belirttikten sonra maddenin 2.
fıkrasının uygulanabileceği olasılıkları, a- Kompütür
hizmeti veren bir müessesenin sistemi kullanılarak gerek bu müessesede
çalışanlar gerekse dışardan herhangi bir kimse tarafından
haksız yarar sağlanması, b- Bilgisayar sistemi kullanılarak
manipülasyon yapılmadan haksız yarar sağlanması, c-
Bilgisayara verilen gerçek dışı bilgiler veya program düzenlemeleri
ile veya yeterli olmayan bilgiler verilmek suretiyle veya yetkili
olunmadığı halde bazı bilgilerin sisteme sokulması ile
haksız yarar sağlanması şeklinde sıralamıştır ( Prof A.
Önder, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler. Sh. 504 vd ).
Ord. Prof. S. DÖNMEZER ise, bilişim suçlarına ilişkin olarak
ayrı bir düzenlemeye gidilmesi zorunluluğunun, hırsızlık,
dolandırıcılık gibi geleneksel suçların oluşması için alınacak
veya elde edilecek şeylerin bulunması, yerine göre bir mal
olması gerektiği halde, bilgisayar suçları bakımından
durumun farklı olmasından kaynaklandığını ileri sürmüştür
( Kişiler ve Mala Karşı Cürümler, 14. Bası Sh. 506 ).
Konunun Roma'da 1986
yılında yapılan Elektronik Dokümantasyon Merkezinin
düzenlediği Enformatik Suçluluk Kongresinde de ele alındığı,
para otomatlarının kötüye kullanılması fiillerinin de
diğer bilgisayar suçları gibi inceleme konusu yapıldığı
belirtilmektedir ( Nakleden, Öykü Didem Aydın, Bilişim 93,
Bildiriler Sh. 73 ). Yukarıdaki açıklamalar ışığında
somut olay değerlendirildiğinde, sanığın haksız olarak ele
geçirdiği bir başkasına ait kart ve şifreyi kullanarak bir
bankanın iki farklı şubesindeki ATM makinesinden para çekip
hukuka aykırı yarar sağlaması eylemi TCY.nın 493/2. madde ve
fıkrasındaki suçu değil aynı Yasanın 525 b/2 madde ve
fıkrasında düzenlenen bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş
bir sistemi kullanarak hukuka aykırı yarar sağlamak suçunu
oluşturduğundan Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının
kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan
Kurul Başkanı; teknolojik gelişmeler sonucu enformatik
sistemin kötüye kullanılması ile bilgisayar (
bilişim-enformatik ) suçları olarak adlandırılan yeni bir suç
tipi ortaya çıkmıştır. Bu nitelikteki suç faillerinin
suçun komplike işleniş, metot ve usulleri karşısına ancak
Çok uzun süreler sonra ve çok büyük uğraşlar sonucu yine
çok büyük haksız çıkarlar elde ettikten sonra
yakalanabilmesi nedeniyle, bu suçlulukla mücadele için yeni
yasal düzenlemeler yapılmış, suçun işlenişindeki yukarda
değinilen olgular dikkate alınarak bu suçlar diğer klasik suç
tiplerine göre daha ağır yaptırıma bağlanmıştır.
Ülkemizde de bu zorunluluk nedeniyle 14.6.1991 tarihinde
yürürlüğe giren 3756 sayılı Yasa ile, TCY.nın ikinci
kitabına "Bilişim Alanında Suçlar" başlıklı 11.
bab eklenmiş, bilgisayar veri, program ve diğer unsurlarını
hukuka aykırı olarak ele geçirme, başkasına zarar vermek
üzere kullanma, nakletme, çoğaltma, silme, tahrip etme,
bunları kullanarak haksız yarar sağlama, sahte bir belge
oluşturmak için kullanma eylemleri yaptırım altına
alınmıştır.
Ancak ne var ki bu
yaptırımların tür ve süreleri geleneksel suçların
bazılarının nitelikli hallerinde ki yaptırımların altında
belirlenmiştir. Bu yasal düzenlemenin yetersiz kalması
nedeniyle, yeni Türk Ceza Yasası Ön Tasarısının 347-352.
maddeleri arasında bilişim suçları yeniden ele alınmış, yürürlükteki
düzenlemenin yetersiz kaldığı yasa koyucu tarafından da
kabul edilmiştir. Her ne kadar bilişim suçlarının tanım ve
tarifi üzerinde ulusal ve uluslararası hukuk alanlarında çok
farklı ve değişik düşünceler ileri sürülmüş, bu suçları
geleneksel suçlardan ayıracak kriterler bakımından dahi görüş
birliğine ulaşılmamışsa da, enformatik sistemin kötüye
kullanılması olarak adlandırılan ve bir bilgisayar sisteminin
kullanılmasını zorunlu kılan bilişim suçlarının ancak
enformatik teknoloji, hakkında bilgi sahibi olan kişiler
tarafından işlenebileceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla bilişim
suçundan bahsedebilmek için sisteme yanlış veriler yükleyerek
yada bilgi işlem sürecinin aşamalarından birine müdahale
edilerek sistemin yönlendirilmesi gerekmektedir, ATM'lerin
kullanılmasında ise bilgi işlem sürecinin aşamalarından
birine müdahale edilmeden, başkalarının sahip olduğu ve
bilgi işlem sürecini başlatmayı sağlayan bir kart ve
şifreden yararlanılarak basit bir manipülasyonla eylem
gerçekleştirilmektedir, bu. nedenle ATM'lere yönelik eylemleri
bilişim suçu kapsamında değerlendirme olanağı
bulunmamaktadır.
Kısaca, sanığın
haksız olarak elinde bulundurduğu kart ve şifre ile ATM
makinasından para çekme eylemi, teknolojik bilgi kullanılmayı
gerektiren bir hareket değildir. Somut olayda bir mal
varlığına yönelik eylemde kart sair alet olarak kullanılmış
olduğundan bu eylem TCYnın 493/2. maddesinde düzenlenen hırsızlık
suçunu oluşturmaktadır görüşüyle, Kurul üyelerinden C.
Yelbaşı; "Dava konusu olay; ATM makinasının kart konulan
bölümüne tuzaklama yaparak yakınanın kartının
sıkışmasını sağlayan ve yardım etme görüntüsü altında
önceden anlaştığı arkadaşını banka görevlisi gibi takdim
edip yakınanla cep telefonu aracılığıyla görüştürerek bu
şekilde şifresini de öğrenen sanığın sonradan makinadan çıkardığı
kartı ve öğrendiği şifreyi de kullanarak-bankomat,
bankamatiK de denilen, otomatik vezne adı da verilen - ATM
makinasmdan 600.000.000 lirayı çekip, haksız olarak edindiği
- çaldığı - bu parayı kişisel gereksinmesi için tüketmesi
biçiminde gerçekleşmiştir. Banka içerisindeki vezneden veya
dışındaki otomatik vezneden - ATM makinasından - para çalmanın
biribirinden ayrılığı yoktur. Örneğin; ATM makinasmın para
konulan bölümünün açık bırakılmış olması, kilidinin açılması,
makinanın kırılması, kesilmesi yöntemlerinden birisiyle
içerisinden para alınması, makinanın tümden götürülmesi
gibi haksız biçimde ele geçirilen banka kartı ve şifre
kullanılmak suretiyle bir miktar para çekilmesi de hırsızlık
suçunu oluşturur. Sorun, bu hırsızlığın niteliğinin
saptanması ve uygulanacak yasa maddesinin belirlenmesi, bir
başka anlatımla TCK'nun 493/2. ile 525 b/2. maddelerinden
hangisiyle hüküm kurulması gerektiğidir. TCK.nun 525 b/2.
maddesi, bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi
bilişim sistemini kollanarak kendisi veya başkası yararına
hukuka aykırı çıkar sağlamayı yaptırıma bağlamıştır.
Burada öne çıkan "bilişim sistemini kullanmak"
maddi öğesidir. Öğreti bunu, sisteme, gerçeğe uygun olmayan
bilgi-program-, veri veya diğer unsurları yerleştirme, mevcut
verileri veya diğer unsurları değiştirme, yanlış biçimde işlemesini
sağlama olarak açıklıyor. TCK. 1997 Tasarısı'nın bilişim
alanında suçlarla ilgili gerekçesinde "Türk Ceza
Kanununun 525 a ilâ 525 d maddelerinde yer alan bilişim suçları,
1989 Öntasarısından çok küçük değişikliklerle alınıp
1991 yılında kanunlaştırılmış ve Türk Ceza Kanununa
sokulmuştur. Aradan geçen süre içinde bu suçlar konusunda
Batı hukukunda da değişiklikler olduğu gibi bizde de metinler
ve suçların oluşması yönünden bazı tereddütler hasıl
olmuştur. Bu nedenle Öntasarıdaki maddelerin bütünüyle
yeniden ele alınması uygun mütalaa edilmiştir."
denilmekte, böylece TCK'nun 525 a-525 d maddelerinin uygulanma
yeteneğinin sınırlı olduğu, amaçlanan çözümü getirmediği
vurgulanmaktadır.
Bu nedenle TCK. 1997
Tasarısında, yürürlükteki 525 b maddesinin karşılığı
olan 348. madde "Bir bilişim sisteminin işleyişini
engelleyen veya bozan kimseye... cezası verilir. Bilişim
sistemine hukuka aykırı olarak veriler sokan veya sistemin içerdiği
verileri yok eden veya değiştiren kimseye... cezası verilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen eylemlerle fail, başkasının
zararına ve kendisinin veya başkasının yararına haksız
menfaat sağlarsa... cezasına hükmedilir." biçiminde
düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin ve öğretinin ışığında
bilişim sistemini kullanmanın, ancak; sistemin işleyişini
engelleme, bozma, hukuka aykırı veri sokma, sistemin içerdiği
verileri yok etme veya değiştirme olarak anlaşılması
zorunludur. Bunlar sistemin tamamına ve içeriğine yönelik
olup dışta kalan ve olağan işleyişi değiştirmeyen basit
işlem bu kapsamda değerlendirilemez. Diğer yönden yasa koyucu
TCK'nun 493/2. maddesindeki suçun oluşması için; cürmü işlemek
veya çalınmış malı başka yere kaldırmakta kullanılan
taklit anahtar veya "sair aletler" yönünden bir sınırlama
koymamış, her somut olayda kullanılan şeyin bu kapsamda olup
olmadığının saptanması ve değerlendirilmesini
uygulayıcılara bırakmıştır. Kart biçiminde anahtarlar
bulunduğu, gibi kartın, tek başına veya şifreyle birlikte
kullanılması olanaklı ve "sair alet" olarak kabul ve
değerlendirilmesi de olağandır. Banka kartı ve şifre; ATM
makinalarındaki otomatik veznelerdeki- parayı elde etmeyi
sağladığından ve bunlar kullanılmadan diğer işlemlerin
yapılması olanağı bulunmadığından, sistemin kilidini açan
anahtar işlevini gördüğünden "sair alet"
hükmünde ve suç TCK'nun 493/2. maddesine uygun niteliktedir.
Banka kartı ve
şifrenin kullanılmasıyla başlayan, paranın ele geçirilmesiyle
sonuçlanan ve birden çok davranıştan oluşan eylemin hem
TCK'nun 493/2. ve hem de 525 b/2. maddelerine aykırılık
oluşturduğu, her ikisini de ihlâl ettiği düşünüldüğünde
de anılan Yasanın 79. maddesinin yollamasıyla uygulamanın
493/2. maddeyle yapılması yasal zorunluluktur." gerekçeleriyle;
Diğer altı kurul üyesi ise; kart kullanmanın teknolojik bir
bilgi gerektirmeyen basit bir işlem olduğu, kartın bu olayda
sair alet olarak kullanılarak hırsızlık eyleminin gerçekleştirildiği,
açıklamasıyla itirazın reddi yönünde oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüyle, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün ( BOZULMASINA ), 27.3.2001 günü yapılan birinci müzakerede yasal oyçokluğunun sağlanamaması nedeniyle, 10.4.2001 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.