Görevli
Mahkeme:Asliye
Hukuk Mahkemesi
Yetkili
Mahkeme:Kendisine
karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki ikametgahı
yoksa sakin olduğu yer mahkemesi, Türkiye'de
ikametgahı veya sakin olduğu bir yer mevcut değilse
Ankara,İstanbul ve ya İzmir Mahkemelerinden birinden
istenebilir. Kamu düzenine ilişkin olmadığı için
re'sen yetki gözönüne alınamaz. İlk itiraz olarak
ileri sürülmelidir.
Husumet:
Dava hasımlıdır
ve davalı;Yabancı mahkemenin vermiş olduğu
kararda ki diğer taraf,(uygulama da özellikle
avukatların talebi üzerine bazen hasımsız olarak
açıldığı ve karar verildiği görülmektedir. Ancak
kesinlikle bu uygulama usulsüzdür. Müfettişlerin
incelemesi sonucu Yazılı emir yoluna gidildiğini
hatırlatırım .J )
ü Bağımsız
bir davadır. Duruşmalı yapılır. Kesinlikle
evrak üzerinde karar verilemez.
ü Temyizi kabildir ve icra
ve infazı durdurur.
Şartları:
1- Yabancı Mahkeme tarafından
verilmiş bir mahkeme kararının aslı olacak,(
2675 S.Y.nın 36 ve 37. Maddesinde istenen belgeler ayrı
ayrı sayılmıştır.)
2- Verilen bu karar kesinleşmiş
olacak,
3- Yabancı Mahkeme Kararının
tamamının(eksik tercüme kabul edilemez) yeminli
tercüman tarafından Türkçe'ye tercüme edilmiş ve
resmi kurumlar tarafından tasdik edilmiş onaylı sureti
bulunacak.
4- Tenfizi istenen kararın
mutlaka mahkeme tarafından verilmesi ve mahkeme
hükmü niteliği taşıması gerekir. Belediye ,Eyalet
valiliği vb. idari birimlerin verdiği kararın
tenfizine karar verilemez.
5- T.C. ile ilamın
verildiği yabancı devlet arasında yasadan doğan fiili
veya hukuki karşılıklılık (mütekabiliyet) veya
bu konuda anlaşma(sözleşme) olmalıdır.
6- Yabancı Mahkeme
Hükmünün kamu düzenine açıkça aykırı
olmaması gerekir, (örneğin Türk hukukunda aslonan
velayet konusunda küçüklerin menfaatleridir(Ruhsal ve
Düşünsel gelişimi). Eğer bu kural göz ardı
edilmiş ise tenfiz kararı verilemez.)
7- İlamın Türk
Mahkemelerinin kesin yetkisine girmeyen bir konuda
verilmiş olması gerekir.(Taşınmazın aynına ilişkin
davalarda Türk mahkemelerinin yetkisi kesindir.) ancak
boşanma ,ayrılık ve evliliğin iptali gibi davalar da
kesin yetki yoktur.
8-Yabancı ülke kanunları
uzarınca kendisine karşı tenfizi istenen kişinin
hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde
çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut
bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm
verilmiş olsa dahi , bu kişinin yukarıda ki
hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı
Türk mahkemelerine itiraz etmemiş olması gerekir.
İtiraz etmiş ise davanın reddine karar verilmelidir.
Kısacası Tenfiz kararı verilebilmesi için yabancı
mahkeme tarafından usulüne uygun olarak karşı tarafa
savunma hakkı verilmesi gerekir.
9- Türklerin kişi
hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk kanunlar
ihtilafı kuralları gereğince , yetkili kılınan
hukukun uygulanmamış ve Türk vatandaşı olan
davalının tenfize bu yönde itiraz etmemiş olması
gerekir. (2575 s. k. 13.madde) Diğer bir anlatımla
Türk kanunlar ihtilafı kuralları gereğince Türklerin
boşanma davaları için öngörülen hukukunun
uygulanmadığının belirlenmesi ve bu yönde
davalının itirazda bulunması halinde tenfiz kararı
verilemez.
Dikkat
edilecek hususlar:
1- Tanıma yada Tenfiz
davaları Basit yargılama Usulüne tabiidir.
Dolayısıyla Davalının 10 günlük süre içerisinde
cevap verme zorunluluğu yoktur.
2- Dava hasımlıdır ve
davalı Yabancı mahkemenin vermiş olduğu kararda ki
diğer taraf,(uygulama da bazen hasımsız olarak
açıldığı görülmektedir. Ancak kesinlikle bu
uygulama usulsüzdür. Yazılı emir yoluna gidildiği
sık sık görülmektedir.
3- Davalının bildirilen
adresine meşruhatlı davetiye çıkartılır. Uygulama
da yabancı uyruklu eş Türkiye'de bir avukata vekalet
vermekte ve Davacı vekili sıfatı ile dava açılmakta;
Türk vatandaşı olan diğer tarafın Türkiye'de ki
adresine tebligat çıkartılmaktadır.
4- Taraflar duruşmaya
gelmez iseler HUMK 409 maddesi gereğince dosyanın
işlemden kaldırılmasına karar verilir.
5- Yabancıların ,kendi
ülkelerinde ki adresi araştırılmadan İlânen
Tebligat yapılamaz.
6- Türkiye'de ikametgahı
olmayan Türk vatandaşı olan kişilerin mutlaka Teminat
göstermesi gerekir.
ü Karşılıklılık anlaşmasında
adli yardımlaşma hükmü var ise teminat gösterme
zorunluluğu yoktur.
Eğer teminattan
muafiyet sözleşmesi var ise kesinlikle teminat
alınamaz. Teminatın miktarı ise hakimin takdirine
bağlıdır.
ü Adli tatilde bakılabilir.
ü Tenfiz işlemlerinde yabancı
mahkeme kararı iyi okunmalıdır,çünkü sadece bu
kararın tenfizi yada tanınması talep
edilebileceğinden ve bu karar kapsamının dışına
çıkılamaz. Örneğin "tarafların
boşanmasına" gibi ifade kullanılamaz. Sadece
" .... yer mahkemesinin ..... tarih ve .....
sayılı kararının tanınmasına yada tenfizine "
denilmekle yetinilir. Yabancı mahkeme kararında
tazminattan söz edilmemiş ise ayrıca tazminata da
hükmedilmesi usulsüzdür.
ü Türkiye'de açılan Boşanma
davası ıslah ile tanıma yada tenfize
dönüştürülebilir.
ü Tenfiz ve Tanıma kararı ile
yabancı mahkeme ilamı kesin hüküm ve kesin
delil kuvvetine sahip olur.
ü Tenfiz ve Tanıma kararı ile
Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye de bir
hukuki işlem yapılabilir ve Türk mahkemeleri
tarafından verilmiş ilam gibi işlem görür.
ü Boşanma ile ilgili karar Türk
mahkemeleri tarafından tanınıncaya ve tanıma kararı
kesinleşinceye kadar evlenme hukuken hükmünü devam
ettirir.
Tanıma
ile Tenfiz arasında ne gibi fark vardır?
a)Tenfiz de Yabancı ülke
kanunları uzarınca kendisine karşı tenfizi istenen
kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir
şekilde çağrılmış veya o mahkemede temsil edilmiş
olması yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta
hüküm verilmiş olsa dahi , bu kişinin yukarıda ki
hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı
Türk mahkemelerine itiraz etmemiş olması gerekir.
Tanımada ise böyle bir koşul yoktur.
b) Tenfiz de aranan T.C. ile ilamın verildiği
yabancı devlet arasında yasadan doğan fiili veya
hukuki karşılıklılık (mütekabiliyet) veya bu
konuda anlaşma(sözleşme) şartı Tanıma da
aranmamaktadır
ü Kısacası 2675 S.K.nun
38.maddesinin a ve d bendi aranmaz.
İçtihat
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2000/2-1051 Karar No:2000/1068 Tarihi:
21.06.2000
• Tanıma (Tenfiz)
Kararı
• Delillerin Taktirinde Hakimin Usul Kuralları
• Maddi Olayları Araştırmada Kamu Düzenine
Aykırılık Bulunmaması
ÖZET:
Yabancı mahkemece, bir boşanma kararı oluşturulurken
hakim, hangi maddi olayları kabul edeceğini kendi usul
kuralları çerçevesinde topladığı delillere göre
takdir eder. Delillerin takdirine ilişkin kurallar da
hakimin kurallarıdır. Böyle olunca da Alman hakiminin
yeterli delil toplayıp toplamadığını Türk Usul
Hukuku çerçevesinde değerlendirilemez. Başka
anlatımla, gerek yabancı kararda uygulanan usul gerekse
kararda yer alan maddi ve hukuki tespitler tanıma
(tenfiz) hükmünün inceleme konusu dışındadır.
Tenfiz ilamının ibrazı yeterlidir.
Şu halde yabancı
mahkeme, TMK.nun 134/1-2. maddesindeki unsurların
oluştuğunu, kendi usul kuralları çerçevesinde
belirleyip takdir ederek boşanmaya karar verdiği gibi
Türk kamu düzenine açık bir aykırılık da
bulunmadığından, yabancı mahkeme kararının
tenfizine karar verilmesi gerekir.
(1086 s.
HUMK m. 540, 2675 s. MÖHUK m. 13, 35, 38, 743 s. MK m.
134/1-2, 136)
TAM
METİN:
Taraflar arasındaki "yabancı ilamın
tanınması-tenfizi" davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda; (Ürgüp Asliye Hukuk Mahkemesi)nce
davanın reddine dair verilen 11.05.1999 gün ve
1999/54-103 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili
tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay İkinci Hukuk
Dairesinin 15.06.1999 gün ve 1999/9545-11661 sayılı
ilamı ile: (...Davacı Alman Mahkemesinin boşanma
kararının tenfizini istemiştir. Mahkeme davanın
reddine karar vermiştir.
"Tenfiz istemi
dilekçe ile olur" (2675 sayılı Kanun 35).
"Tenfiz
dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir.
a- Yabancı mahkeme
ilamının o ülke makamlarınca verilen onanmış aslı
ve onanmış tercümesi,
b- İlamın
kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca
verilen onanmış yazı veya belge ile onanmış
tercümesi" (2675 sayılı Kanun 37).
"Yetkili mahkeme
tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dahilinde verir.
a) Türkiye Cumhuriyeti
ile ilamın verildiği Devlet arasında
karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o
Devletle Türk Mahkemelerinden verilmiş ilamların
tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya
fiili uygulamanın bulunması,
b) İlamın Türk
Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda
verilmiş olması,
c) Hükmün kamu
düzenine açıkça aykırı bulunmaması,
d) O yer kanunları
uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin
hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde
çağırılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş
yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm
verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine
dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemelerine
itiraz etmemiş olması,
e) Türklerin kişi
hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk Kanunlar
ihtilafı kuralları gereğince, yetkili kılınan
hukukun uygulanmamış ve Türk vatandaşı olan
davalının tenfize bu yönde itiraz etmemiş olması
(2675 sayılı Kanun 38).
Davalı süresinde
davaya cevap vermiş, Alman mahkemesi hükmünün Türk
hukukuna aykırı olduğunu, tenfizinin istenemeyeceğini
ileri sürmüştür. Dosya arasında bulunan yabancı
mahkeme ilamında Türk Hukuku'nun uygulandığı
yazılıdır. Ancak Türk hukukunun yorumunda yabancı
mahkemenin Türk mahkemelerinde istikrar bulan yorum
sonucundan farklı bir sonuca vardığı
anlaşılmaktadır. Doğaldır ki Türk Kanunlar
ihtilafı kuralları gereğince Türklerin boşanma
davaları için öngörülen (2675 sayılı Kanun 13)
hukukun uygulamadığının belirlenmesi ve bu yönde
davalının itirazda bulunması halinde tenfiz kararı
verilemez. Fakat burada olduğu gibi hukukun yorumunda
hata edildiği hallerde yabancı mahkemenin Türk
hukukunun uygulanmadığını kabul etmek 2fi75 sayılı
Yasanın amacına aykırı düşer. Davalı yabancı
mahkemenin, hukuku yanlış yorumlamasını, o ülkede,
kanun yollarına müracaatla denetletmedikçe Türk
mahkemeleri önüne getiremez.
Milletlerarası Özel
Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki 2675 sayılı Kanunda
(revizion) yabancı kararın doğruluğunu inceleme
sistemi kabul edilmemiştir.
Kanunun yorumunda
yapılan hataya dayalı yabancı mahkeme ilamı 2675
sayılı Kanunun 38/c maddesi uyarınca da reddedilemez.
Zira kanun AÇIKÇA kamu düzenine aykırılığı bir
ret sebebi kabul etmiştir. Yorum hatasını kamu
düzenine AÇIK aykırılık olarak kabul etmek mümkün
olmaz.
Yabancı mahkemenin
Türk hukukunun yorumunda hata ettiğinden söz edilerek
tenfiz isteminin reddi gerektiği yönündeki görüş
çoğunluk tarafından kabul edilmemiştir (Y. 2. H.nin
15.06.1993 tarihli 5243-6131 sayılı kararı).
Ancak, 2675 sayılı
Kanuna dayanan istek halinde yabancı mahkeme kararının
tenfizine karar verilmesi gerekirken davanın reddi
doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya
yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama
sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davacı
vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca
incelenerek direnme kararının süresinde temyiz
edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar
okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı Besigheim
(Almanya) Sulh hakimi tarafından oluşturulan boşanma
kararının 2675 sayılı Milletlerarası Öze' Hukuk ve
Usul Hakkındaki Kanun uyarınca tanınması ve tenfizine
karar verilmesini istemiştir.
Davalı, Türk Medeni
Kanunu ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu gereğince bir
yargılama olmadığını ileri sürüp tenfize karşı
çıkmıştır.
Besigheim (Almanya) Sulh
Mahkemesi 09.10.1997 tarihli 4 F 821/96 sayılı
kararının içeriği aynen "tarafların Türk
vatandaşı olmalarından dolayı... Türk Medeni
Kanununun 134. maddesi gereğince davacının boşanma
kararı ile ilgili talebi kabul edilmiştir. Tarafların
dinlenmesinden sonra, mahkeme, evliliğin temelden
sarsılmış olduğunun ve beraberliklerinin devamının
söz konusu olamayacağı kanaatine varmıştır.
...Mahkeme tarafların evliliklerinin artık iyi bir
sonuç verecek durumda olmadığı kanaatindedir. Davalı
kadın da evliliklerinin nasıl devam edeceği hakkında
olumlu bir yanıt/yol göstermemiştir. Kendisinin tek
korkusunun boşandıktan sonra kocasından para
alamaması yönündedir. Mahkeme davalının bu yönde
yaptığı açıklamalardan sonra, evliliğin sadece
maddi açıdan devamını istediği kanaatindedir ki bu
konu da, mahkemenin yetkisi dışındadır.
...Mahkeme, bu
evliliğin Türk Medeni Kanunun madde 134 gereğince
temelden sarsıldığı kanaatindedir ve bu sebeple
boşanma kararı verir" şeklindedir.
Ürgüp Asliye Hukuk
Mahkemesi, Alman Mahkemesinin, davalının Mart 1996
tarihinde evden ayrılması olgusuna dayanarak ve Türk
Medeni Kanunun 134. maddesine atıf yapmak suretiyle
karar verdiğini, oysa Türk Kanunlar ihtilaf uyarınca
uygulanması zorunlu ve MK.nun 134. maddesinde anlamını
bulur evlilik birliğinin müşterek hayatı
sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede
temelinden sarsılmasını doğrulayıcı taraflardan her
hangi bir açıklayıcı beyanın olmadığını tanık
gibi deliller toplanmadan salt fiilen tarafların ayrı
yaşamaları gereğine dayanarak hüküm kurduğunu bu
durumda, Alman Mahkemesince Türk Hukukun uyuşmazlıkla
ilgili yasal hükümlerinin gerçekten ve tam anlamıyla
uygulanmadığını o nedenle kararın Türk Kamu
düzenine aykırı olduğunu benimsemiş tenfiz istemini
reddetmiştir.
İlkin belirtelim ki,
bazı hukuk kuralları olayları bizzat düzenlediği
halde, bazı.hukuk kuralları da belli olay ve
ilişkilerin düzenlenmesinde hangi hukuk kurallarının
yetkili olacağını gösterir. Diğer bir gurup
kurallarda mahkemelerin ihtilafı çözerken
uygulayacakları usul kurallarıdır. Yabancı unsur
taşımayan hukuki ihtilafların hallinde hakim milli
kuralları uygular.,Bu tip uyuşmazlıkta kanunlar
ihtilafı söz konusu olamaz. Ancak yabancı unsurlu
ihtilafta hakimin uygulayacağı hukuku belirleyen
kurallar milletlerarası özel hukuk kurallarıdır.
Türk kanunlar ihtilafı kuralları 2675 sayılı Kanunla
belirlenmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 540.
maddesi ile Türklerin kişi hallerine ilişkin karar
vermeyi Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinde kabul
edilip bu tip yabancı mahkeme kararlarının tanınması
yada tenfizi yasaklanırken, 1982 yılında kabul edilen
2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku
Hakkındaki Kanunun 38. maddesi ile yabancı ülke
mahkemelerince oluşturulan Türklerin kişi hallerine
ilişkin yabancı kararların tanınması ve tenfizine
imkan tanınmıştır. Gerçekten Türklerin yabancılar
ile sosyal ilişkilerinin yoğun bir hal alması ile
Milletlerarası Özel Hukuk Kurallarının uygulama
alanı da genişlemiştir.
Boşanma kararı kişi
hallerine ilişkin kararlardan olup. 2675 sayılı
Kanunun 13. maddesi Türkler için yabancı mahkemelerde
de uygulanacak hukukun Türk hukuku olduğunu
açıklamıştır. Esasen Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi
ile Yerel mahkeme arasında bu yönde bir ihtilaf yoktur.
Uyuşmazlık; Türk
Hukukunun uygulanması ve yasa maddesinin yorumunda
yabancı mahkemenin hata edip etmediğinin diğer bir
anlatımla, yabancı mahkemenin eksik araştırmaya
dayalı hüküm verip vermediğinin yine yabancı
mahkemenin, kabul ettiği sabit vakıaların hukuki
normla karşılaştırmasını ve uygun norm tespitini
doğru bir şekilde gerçekleştirip
gerçekleştirmediğinin Türk Mahkemesince doğrudan
denetlenip denetlenemeyeceğinin aydınlığa
kavuşturulmasında toplanmaktadır.
Sorunun çözümünde
belirlenmesi gereken öncelikli diğer bir yönde;
yabancı mahkemenin yargılamada uygulayacağı usul
hukukunun da Türk hukuku olup olmayacağının
belirlenmesidir.
Öncelikle belirtelim
ki, öğretide hakimin yargısal işlevini yerine
getirirken uyacağı usul kurallarının (Lexfori)
hakimin kuralları olduğu yönünde duraksama yoktur.
Şu halde, ispat vasıtalarının nev'i, ileri sürülme
ve toplanma biçimi, delilin kabul edilebilirliği,
hakimin usul kanunu çerçevesinde belirlenecektir.
Şüphesiz toplanan delillerin taktirine ilişkin tüm
kurallar da hakimin usul kurallarıdır. Şu halde bir
boşanma kararı oluştururken hakim, hangi vakıaları
sabit kabul edileceğini kendi usul kuralları
çerçevesinde topladığı delile göre taktir ve
açıklayacaktır. Böyle olunca Besigheim (Almanya)
hakiminin yeterli delil toplayıp toplamadığını Türk
Usul Hukuku çerçevesinde değerlendirmek mümkün
değildir. Türk tanıma ve tenfiz hakimi prensip olarak
yabancı mahkeme kararının doğruluğunu inceleyemez.
Gerek yabancı kararda uygulanmış olan usul, gerekse
kararda yeralan maddi ve hukuki tespitler tanıma ve
tenfiz hükmünün inceleme konusu dışındadır. Bu
sistem "revision aufonal" yasağı olarak ifade
edilir usulde veya kararın hükmünde yapılmış olan
hatalar tanıma ve tenfiz kararına kural olarak etkili
olamaz. Bu nedenledir ki 2675 sayılı Kanunun 37.
maddesi, tanınması ya da tenfizi istenen yabancı
kararla ilgili kesinleşmiş ilamın mahkemeye ibrazını
yeterli görmüştür.
Nitekim, Yasa koyucu
tarafından (Revisionaufond) "davanın yeniden
incelenmesi" amaçlanmış olduğu olgusundan yola
çıkıldığında, yabancı mahkeme dava dosyasının
tümünün görülüp değerlendirilmesi zorunluluğu
kendiliğinden ortaya çıktığı açıktır. Bu
durumda; Türk Mahkemesince dosyanın tamamen getirtilip
incelemeye alınması kaçınılmaz olacaktır. Böyle
bir prosedürün öngörülmesi halinde, yabancı mahkeme
kararının tanınması yada tenfizi değil, davanın
yeniden yargılamasının yapılarak yeni bir hüküm
kurulması sözkonusu olacağından, 2675 sayılı
Yasanın tanımı ve tenfize ilişkiu yasal
kurallarının amacına aykırı düşen bu yöntem asla
üstün görülemez.
Öte yandan 2675
sayılı Kanunun 38/e maddesi ile Türklerin "kişi
hallerine ilişkin" yetkili bulunan Türk Hukukunun
uygulanmamış olduğu hallerde dahi, bu halin res'en
dikkate alınması prensibi kabul edilmemiş, ancak
davalının karşı çıkması halinde bu yönün dikkate
alınması kurala bağlanmıştır. Bu kural dahi
(revision au fond) yeniden inceleme yasağının
bulunduğunu kabule yeterli delildir.
Bilindiği gibi bir
mahkemede, hukukun yanlış uygulanması, o mahkeme veya
üst mahkemelere yapılacak bir itiraza konu teşkil
eder. Bu konu tamamen kararı veren mahkemenin usul
hukukuna tabi bir konudur. Ancak davalı Türk
vatandaşı bu konuyu yabancı ülkede her derecedeki
yargı organı önünde ortaya koymuş, gerekli
itirazları yapmış olduğu halde dinletememiş
olduğunu ispat ederse ve bu halde Türk kanunlarının
esas gayesine, başka bir anlatımla kamu düzenine
aykırılık (2675 sayılı Kanunun 38/c md.) söz konusu
olabilir.
Gerek kanunlarda ve
gerekse hukuk öğretisinde kamu düzeninin değişmez
bir tarifi yapılmamıştır. Ancak ve özellikle Türk
Milletlerarası Özel Hukuku yönünden Yargıtay
Kararlarında yer alan unsurlar genel ahlak ve adaba
aykırılık, Türk hukukunun ana kurallarına ve Türk
kanunlarının dayandığı genel siyasetle
bağdaşmazlık hallerinin kamu düzenine aykırı
sayıldığı gözlemlenmektedir (Y. 2. HD'nin 31.03.1944
tarihli 40-1014 sayılı, 10.11.1966 tarihli 5305-5390
sayılı 08.12.1993 tarihli 9648-11903 sayılı; Y. 10.
HD'nin 21.02.1991 tarihli 6609-1544 sayılı, Y.13
HD.'nin 29.01.1993 tarihli 408560 sayılı, Y. 15.
HD.'nin 19.01.1995 tarihli 2876-164 sayılı, Y. 18.
HD.'nin 25.02.1997 tarihli 288-1496 sayılı, Y.HGK.nun
22.04.1998 tarihli 2/276-297 sayılı kararları).
Boşanma yönünden
Türk Hukukunda en önemli ve reform niteliğinde
değişiklik Medeni Kanunla kabul edilmiştir. Mutlak bir
kamu düzeni anfayışı sebebi ile Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunun 540. maddesi ile yabancı ülkeler
mahkemelerince oluşturulan boşanma kararlarının
tenfizi yasaklanmış iken, aynı Kanun 9. maddesi ile
Medeni Kanunun 136. maddesinde de benimsenmiş olan
mutlak yetki kuralı 07.06.1971'de yürürlüğe giren
değişiklikle terk edilmiş, seçimlik yetkili mahkeme
kuralı getirilmiş, 2675 sayılı Kanunla ve açıkça
yabancı ülke mahkemelerinde oluşan boşanma
ilamlarının tanınması yada tenfizine imkan
tanınarak, ülke yönünden münhasır yetki kuralı
terk edilmiştir. Dahası 3444 sayılı Kanunla Medeni
Kanunun 134. maddesinde yapılan değişiklikle de
eşlerin anlaşarak boşanmalarına imkan
tanınmıştır. Evlilik Bağına ilişkin kararların
tanınması hakkındaki Milletlerarası sözleşme
14.09.1975 tarihinde onanmış, böylece boşanma
kararlarının kamu düzenine mutlak etkisi önemli
ölçüde yumuşatılmıştır (Y.HGK.nun 22.04.1998
tarihli 2/276-297 sayılı kararı). O nedenle ve
özellikle 2675 sayılı Kanunun 38/e maddesindeki
düzenleme biçimi ile 381c madde de yer alan "kamu
düzenine AÇIKÇA aykırı bulunmama' kuralı
benimsenmiştir. Şu halde bir hükmün tanınması
isteminin reddi için hükmün yukarıda açıklanan
kurallar çerçevesinde kamu düzenine AÇIKÇA aykırı
olduğunun belirlenmesi gerekir. Görüldüğü üzere
yabancı kararın tanıma ve tenfizi lehine yoğun ve
yadsınamaz bir eğilimin varlığı açıktır. Şu
durum karşısında Besigheim (Almanya) Sulh Mahkemesi,
tarafların evlilik birliğinin temelinden
sarsıldığını, müşterek hayatı sürdürmelerinin
kendilerinden beklenemeyeceğini kendi usulü
çerçevesinde belirleyip taktir etmiş ve Türk Medeni
Kanunun 134/1-2. maddesinde yer alan unsurların
oluştuğu kabul edilerek boşanmaya karar vermiştir.
Yabancı mahkeme hükmünde kamu düzenine açık bir
aykırılık da bulunmadığından, Hukuk Genel Kurulunca
da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak
gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya
aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: davacı vekilinin temyiz
itirazlarının kabulü ile, direnme kararının
yukarıda açıklanan ve Özel Daire bozma kararında
gösterilen nedenlerden dolayı Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek
halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine,
21.06.2000 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI
OY YAZISI
Yabancı mahkemelerden
hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet
kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların
Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi
tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.
Türk
vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin
ihtilaflarında Türk yasalarının uygulanması ilkesi
ile, onların Türk Yasalarının koruması altına
alınması amaçlanmıştır.
O halde Türk kanunlar
ihtilafı kurallarının emrettiği hukukun uygulanıp
uygulanmadığını tenfiz kararı istenen hakim
araştıracak Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin
tatbikini emrettiği maddi hukukun gerçekten
uygulanmış olup olmadığını bu hakim belirleyecek.
Eğer uygulanan hukuk Türk davalı aleyhine eksik veya
yanlış tatbik edilmiş, davalı Türk Mahkemesinde
tenfize bu açıdan karşı çıkmış ise hakim tenfiz
istemini reddedecektir.
Yine hakim tenfizi
istenen kararın tenfiz koşullarını taşıyıp
taşımadığını kanunda yazılı koşulların yerine
getirilip getirilmediğini inceleyecek koşullar yerine
getirilmişse, hiçbir takdir hakkı kullanmadan tenfize
karar verecektir.
Tenfiz koşullarından
en önemlisi 2675 sayılı Yasanın 38/e maddesi
gereğince "Türklerin kişi hallerine ilişkin
davalarda Türk Kanunlar ihtilafı kuralları gereğince
yetkili kılınan hukukun uygulanması, eğer Türk
hukuku uygulanmamış ise Türk vatandaşı olan
davalının tenfize bu yönden itiraz etmemiş
olmasıdır. Eğer davalı tenfize bu yönden itiraz
ederse tenfiz kararı verilemeyecektir.
Bunun tek istisnası,
evlilik bağına ilişkin kararların tanınmasına
ilişkin sözleşmenin üçüncü maddesidir. Buna göre;
yabancı devlet yasaları uygulanmasına rağmen, Türk
yasaları uygulansa idi varılacak sonuç ayni olacak idi
ise, Türk vatandaşı davalı tenfize bu yönden karşı
çıksa da, bu çıkış hukuki sonuç doğurmayacak
Hakim tenfize karar verecektir.
Somut olayda; Yabancı
mahkeme Türk Hukukunun uygulandığını belirttiği
halde, Türk Hukukunu uygulamamıştır. Türk
vatandaşı davalı Türk Hukukunun uygulanmamış
olması nedeniyle yasaya uygun Tenfize bu yönden karşı
çıkmış uygulanan yabancı hukukla varılan sonuçta,
Türk yasası uygulansa idi varılacak sonuçla ayni
olmadığından temyiz isteminin reddi gerekecektir.
Tenfiz kararı
verilebilmesi koşullarından diğer biri de, tenfizi
istenen kararın kamu düzenine açıkça aykırı
olmamasıdır. Tenfizi istenen yabancı mahkeme
kararının kabul edilebilmesi, yerine getirilmesinin
istenebilmesi için toplumun huzurlu ve uyumlu bir yaşam
sürebilmesi uyulması zorunlu hukuki, ahlaki ve vicdani
temel kurallarına açıkça aykırılık oluşturacak
unsurlar içermemesi gerekir.
Yabancı mahkeme ilamı
sonuçları itibariyle, Türk Kamu düzenine aykırı ise
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41. maddesi aksine
Türk aile huzurunu düzenini yıkıcı, sarsıcı
neticeler meydana getiriyorsa kamu düzenine aykırılık
açık olduğundan tenfiz istemi reddedilecektir.
Yine somut olayda,
Türk Medeni Yasasının 134/1. maddesi hükümleri
uygulandığı bildirildiği halde bir buçuk yıl ayrı
yaşam Türk yasalarına aykırı olarak boşanma nedeni
kabul edilmiş dayalı boşanma yüzünden zarurete
düşeceğini yuvanın yıkılmasını istemediğini
ileri sürdüğü halde bu samimi, hayatın gerçek
güçlüklerine uygun savunması yabancı mahkemece kabul
edilmemiş, bu yasaya aykırı kararla aile düzeni
huzuru bozulmuş, yuvası yıkılmıştır.
Değerli çoğunluk
Türk hukukunun yanlış yorumunu ve uygulanmasını kamu
düzenine açıkça aykırılık kabul etmemiştir.
Oysa, yabancı mahkeme
ilamı ile varılan sonuç, davalının geleceğini
karartmakta, bir daha onarılmaz düzeltilemez sonuçlar
doğurmaktadır.
Değerli
arkadaşlarımın kabulü aksine, kişinin aile huzurunu,
düzenini gerek yasayı yanlış yorumlayarak, gerek
Türk Hukukunu uyguluyorum diyerek uygulamayarak yıkmak,
sarsmak Türk Kamu düzenine açıkça aykırılık da
oluşturur. Bu nedenlerle tenfize karar verilemez. Israr
kararı doğrudur. Değerli çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
Ali Ihsan ÖZUĞUR
2. Hukuk Dairesi Üyesi
|